Değerli okuyucularım;
Yazılarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Geçtiğimiz hafta, muhabirlik ve gazetecilik mesleğinde geçen yıllarımızı anlatmış, o dönemlerin heyecanını ve fotoğrafçılık mesleğinin hayatımızdaki yerini sizlerle paylaşmıştım.
Bu hafta ise sizleri biraz geçmişe, eski Siirt’in unutulmaz günlerine götürmek istiyorum…
Bugün teknoloji çağındayız. Cep telefonları, canlı yayınlar, anlık skor uygulamaları… Bir maç oynanırken sonucu saniyeler içinde öğrenebiliyoruz. Ancak bizim gençlik yıllarımızda durum çok farklıydı.
O dönemlerde ne cep telefonu vardı ne de bugün olduğu gibi her maç televizyonda yayınlanıyordu. Özellikle alt liglerde mücadele eden takımların deplasman maçlarını takip etmek oldukça zordu. Siirt YSE Spor’un deplasmanda oynadığı maçların sonucunu öğrenmek için herkes sabırsızlıkla beklerdi.
İşte o yıllarda bizim fotoğrafçı dükkânı farklı bir görevi de üstlenmişti.
Her pazar akşamı deplasmandan gelen maç sonucunu öğrenir öğrenmez dükkânın dış kapısındaki cama büyük harflerle skoru yazardık. O an sadece bir skor yazmıyor, adeta şehrin heyecanını paylaşıyorduk.
Kısa süre içinde sporseverler dükkânın önünde toplanmaya başlardı. İnsanlar merakla sonucu bekler, biri diğerine sorar, heyecan giderek büyürdü. Maç kazanılmışsa yüzlerde tebessüm, beraberlik varsa yorumlar, mağlubiyet varsa sessizlik olurdu.
Belki bugün gençlerimize farklı gelebilir ama bizim dükkânın önü adeta küçük bir tribüne dönüşürdü.
Özellikle 15 günde bir oynanan deplasman maçlarında o kalabalık, o heyecan ve o birlik duygusu unutulacak gibi değildi. Kazanılan maçların ardından yaşanan sevinçler bugün hâlâ hafızamızda ilk günkü gibi duruyor.
Sonrasında takımımız yükseldi…
Üçüncü lig, ikinci lig, derken daha üst liglerin heyecanı yaşandı. O başarıların arkasında büyük emek, inanç ve mücadele vardı.
İmkânsızlıklara rağmen mücadeleden vazgeçmeyen YSE Sporlu futbolcularımız önemli başarılara imza attılar, şampiyonluklar yaşadılar.
Bizler de o dönemlerde hem muhabirlik yapıyor hem fotoğraf çekiyor hem de şehrin heyecanına ortak oluyorduk. Bazen objektifin arkasında olsak da kendimizi sahanın içinde hissederdik. Çünkü futbol sadece bir oyun değil; dostluk, heyecan ve şehir ruhuydu.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki; o yılların imkânları azdı ama heyecanı, samimiyeti ve birlik duygusu çok büyüktü.
Bu vesileyle o dönem takımımızın başarısında emeği geçen bütün futbolcularımızı, yöneticilerimizi ve taraftarlarımızı gönülden tebrik ediyor, rahmetli olanları rahmetle anıyorum.
Yazımızı her hafta olduğu gibi küçük bir hatırlatmayla bitirelim:
“Ne yaparsan yap, kalıcı bir iz bırak ki senden sonra gelenler seni daima iyilikle hatırlasın.”
Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Haftaya başka bir konuda yeniden buluşmak dileğiyle…
Selam ve dua ile kalınız.
