Hayat bazen insanı doğup büyüdüğü topraklardan uzaklara götürür. Kimi ekmek parası için, kimi meslek öğrenmek için, kimi de geleceğini kurabilmek adına gurbet yollarına düşer. Ben de daha 16 yaşındayken memleketim Siirt’ten ayrılarak İstanbul’un yolunu tuttum.
O yıllarda Kurtalan’dan trene biner, 31 kuruş bilet ücretiyle günler süren yolculuğun ardından Haydarpaşa Garı’na ulaşırdık. O garın merdivenlerinden inerken aslında bambaşka bir hayata adım attığımızı o günler pek anlayamazdık. Fakat yıllar sonra dönüp baktığımda, o tren yolculuğunun hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu görüyorum.
İstanbul’da tam 10 yıl yaşadım. Gençliğimin en zor ama aynı zamanda en öğretici yılları orada geçti. Gurbet bana sabretmeyi, çalışmayı ve ekmeğin kıymetini öğretti.
Fotoğrafçılığı İstanbul’da Öğrendim
İstanbul’da Çemberlitaş’ta bir fotoğraf stüdyosunda çırak olarak işe başladım. Ustalarımın yanında büyük bir sabırla çalıştım. O yıllarda fotoğrafçılık bugünkü gibi dijital değildi. Her kare emek ister, her baskı ayrı bir ustalık gerektirirdi. Karanlık odalarda geçirilen saatler, banyo edilen filmler ve tek tek hazırlanan fotoğraflar mesleğin en değerli eğitimiydi.
Bugün insanlar beni “Foto Nizam” olarak tanıyorsa, bunun temelinde İstanbul’da aldığım eğitim, ustalarımdan öğrendiğim meslek ahlakı ve yıllar boyunca kazandığım tecrübe vardır.
Daha sonra vatani görevimi yerine getirdim. 24 aylık askerlik sürem İstanbul, İzmir ve Manisa’da geçti. Askerlik de bana disiplinli olmayı ve zorluklar karşısında dimdik durmayı öğretti.
Görevimi tamamladıktan sonra artık memleketime dönme vakti gelmişti.
26 Yaşında Memleketime Döndüm
1954 yılında, 26 yaşındayken Siirt’e döndüm ve büyük bir heyecanla “Foto Nizam” adıyla iş yerimi açtım.
İstanbul’da öğrendiğim mesleği kendi memleketimde icra etmeye başladım. En büyük mutluluğum ise öğrendiğim sanatı kendi insanımın hizmetine sunabilmekti.
Yıllar boyunca binlerce insanın en mutlu günlerine şahit oldum. Düğünler, nişanlar, asker uğurlamaları, okul hatıraları, aile fotoğrafları… Nice insanın ömründen bir anı objektifime yansıdı. Bugün eski albümler açıldığında o fotoğrafların çoğunun altında “Foto Nizam” mührünü görmek bana tarifsiz bir mutluluk veriyor.
İlk Kazancım ve Unutamadığım Bir Hatıra
İlk çektiğim vesikalık fotoğrafın ücreti 75 kuruştu.
Dükkânı açtıktan sonra 6 adet vesikalık fotoğrafı 75 kuruşa çekiyorduk.
Bir gün Gökçebağ köyünden gelen bir vatandaşın vesikalık fotoğrafını çektim. Ücretin 75 kuruş olduğunu söyleyince gülümseyerek:
“Ben bu fotoğrafları almıyorum.” dedi.
Ben de latife olsun diye:
“Öyleyse başkasına satarız.” dedim.
O da şaşkınlıkla bana baktı.
Ben de gülerek:
“Sen ünlü değilsin ki fotoğrafını satayım.” deyince ikimiz de uzun süre güldük.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen o samimi tebessüm hâlâ hafızamda ilk günkü kadar canlıdır. İnsan ömründe bazı hatıralar vardır ki zaman onları eskitemez.
Fotoğraf Sadece Bir Kare Değildir
Yıllarca fotoğrafçılık yaparken şunu öğrendim: Fotoğraf sadece bir görüntü değildir. O; zamanın durduğu, hatıraların korunduğu ve insanların sevdiklerini yıllar sonra bile yeniden görebildiği en kıymetli emanettir.
Bugün aramızdan ayrılan nice büyüklerimizi, çocukluk yıllarımızı, eski Siirt sokaklarını ve artık değişen birçok güzelliği sadece fotoğraflar sayesinde hatırlıyoruz. İşte bu yüzden fotoğrafçılık benim için sadece bir meslek değil, aynı zamanda tarihe not düşen bir hizmet oldu.
Göçün Sebebi İşsizliktir
Bugün de geçmişte yaşadıklarımızın benzerini birçok gencimiz yaşıyor.
Siirt’ten İstanbul’a ve büyük şehirlere göç eden insanların önemli bir bölümü iş bulabilmek ve ailesinin geçimini sağlayabilmek için memleketini bırakıyor.
Ben de yıllar önce göç ettim. Ancak benim göçümün sonunda bir hayır vardı. İstanbul’da meslek öğrendim, ardından memleketime dönerek kendi iş yerimi kurdum. Ne yazık ki bugün her gencimiz aynı imkânı bulamıyor.
Gençlerimizin büyük şehirlerde yalnız kalmasını, ailesinden ve memleketinden uzak yaşamasını istemeyiz. İnsan kendi toprağında üretmeli, kendi şehrinde kazanmalı ve ailesiyle birlikte huzur içinde yaşayabilmelidir.
Yetkililerimize Bir Çağrı
En büyük temennimiz, gençlerimizin doğup büyüdükleri şehirlerde çalışabilecekleri iş imkânlarının artırılmasıdır.
Siirt gibi şehirlerimizde yeni yatırımlar yapılmalı, fabrikalar kurulmalı, üretim desteklenmeli ve istihdam alanları genişletilmelidir. İş olduğunda göç azalır; aileler parçalanmaz, gençler umutlarını başka şehirlerde aramak zorunda kalmaz.
İnsan memleketini mecbur kaldığı için değil, severek yaşadığı için terk etmemelidir. Bunun yolu da üretimden, yatırımdan ve istihdamdan geçmektedir.
Hatıralar Geleceğe Işık Tutar
Hayat geriye dönüp baktığımızda bize çok şey öğretir. Gurbeti de gördük, memleket hasretini de yaşadık. Emek vermenin, alın teriyle çalışmanın ve öğrendiği mesleği kendi memleketine hizmet için kullanmanın ne kadar değerli olduğunu yaşayarak öğrendik.
Geçmişini unutmayan insanlar geleceğini daha sağlam kurar. Hatıralar sadece geçmişi anlatmaz; aynı zamanda geleceğe de yol gösterir.
Bugün en büyük dileğim, gençlerimizin umutlarını başka şehirlerde değil, kendi memleketlerinde gerçekleştirebilmeleridir. Çünkü güçlü şehirler; kendi evlatlarına sahip çıkan, onlara iş, umut ve gelecek sunabilen şehirlerdir.
Rabbim gençlerimize hayırlı kapılar açsın, memleketimize bereket, birlik ve huzur nasip etsin.
Selam ve muhabbetlerimle…
